Strateji mi, Dilek Listesi mi: Ölçülemeyen Hedefin Neden Hedef Olmadığı
Yılbaşı toplantısı. Büyük ekran, dolu bir salon, heyecanlı bir CEO. Slaytta yılın hedefleri yazıyor. "Bu yıl pazar lideri olacağız." "Müşteri memnuniyetini en üst seviyeye çıkaracağız." "Operasyonel mükemmelliği yakalayacağız." "Çalışan bağlılığını güçlendireceğiz."
Salon alkışlıyor. Herkes ilham almış halde çıkıyor. CEO mutlu, ekip motive, yıl umutla başlıyor.
Aralık ayı geliyor. Aynı salon, aynı ekran. Ama bu kez kimse "pazar lideri olduk mu, olmadık mı" sorusunun cevabını veremiyor. Çünkü "pazar lideri" ne demekti, hangi rakamla ölçülecekti, başlangıç noktası neydi, hiç tanımlanmamıştı. "Müşteri memnuniyeti en üst seviye" oldu mu? Kimse bilmiyor, çünkü ölçen yok. Yıl, başladığı gibi güzel cümlelerle bitiyor. Hiçbiri kanıtlanamadan, hiçbiri yalanlanamadan.
İşte o an, o güzel hedeflerin aslında hiç hedef olmadığının ortaya çıktığı andır. Onlar birer hedef değildi. Birer dilekti. Ve şirketiniz, bütün bir yılını bir dilek listesinin peşinde geçirdi.
Hedef Bir Temenni Değil, Bir Sözleşmedir
Çoğu yönetici hedef koyduğunu sanır. Aslında dilek tutmaktadır. İkisi birbirine o kadar benzer ki, aradaki farkı görmek için tek bir teste ihtiyaç vardır: Ölçülebiliyor mu?
Bir cümlenin hedef olup olmadığını anlamak çok basittir. Yıl sonunda o cümleye bakıp "başardık" ya da "başaramadık" diyebiliyor musunuz? Eğer diyemiyorsanız, o bir hedef değildir. Çünkü gerçek bir hedef, kendi içinde kendi sınavını taşır.
"Pazar lideri olacağız" ölçülemez. "Pazar payımızı yüzde on dörtten yüzde on sekize çıkaracağız" ölçülebilir. Birincisi bir slogandır, ikincisi bir sözleşme. Birincisine yıl sonunda istediğiniz anlamı yükleyebilirsiniz, ikincisi ise size acımasız bir evet ya da hayır verir. İşte o evet ya da hayır verme kapasitesi, bir cümleyi hedefe dönüştüren tek şeydir.
Ölçülemeyen her hedef, aslında size kaçış kapısı bırakır. Ve insan, kaçış kapısı olan hiçbir şeyin gerçekten peşine düşmez.
Dilek Listeleri Neden Bu Kadar Cazip
Madem ölçülebilir hedef bu kadar güçlü, neden herkes hâlâ dilek listesi yapıyor? Çünkü dilek listesi yapmak kolaydır, rahatlatıcıdır ve risksizdir. İşte cazibesinin üç kaynağı.
Çünkü yazması kolaydır. "Pazar lideri olacağız" demek için on saniye yeterlidir. Ama "hangi segmentte, hangi rakibe karşı, hangi rakamla, hangi tarihe kadar lider olacağız" sorusunu cevaplamak günler sürer. Veri ister, analiz ister, dürüst bir öz değerlendirme ister. Çoğu yönetici bu zahmetten kaçar ve güzel sesli, içi boş cümlelere sığınır. Çünkü slogan bedavadır, ölçülebilir hedef ise emek pahasınadır.
Çünkü kimseyi rahatsız etmez. Net bir rakam koymak, o rakamı tutturma sorumluluğunu da getirir. "Yüzde on sekiz" dediğiniz an, yıl sonunda yüzde on altıda kalırsanız başarısız oldunuz demektir. Bu açık bir taahhüttür ve taahhüt korkutur. Oysa "büyüyeceğiz" demek kimseyi bağlamaz. Ne kadar büyürseniz büyüyün, sözünüzü tutmuş sayılırsınız. Belirsizlik, başarısızlığı imkânsız kılar. Ama aynı zamanda başarıyı da anlamsızlaştırır.
Çünkü herkesi mutlu eder. Ölçülebilir bir hedef koyduğunuzda, kaynakları, önceliklendirmeyi ve kimin neyden sorumlu olduğunu da netleştirmek zorunda kalırsınız. Bu da tartışma, pazarlık ve bazen çatışma demektir. Dilek listesi ise bu zahmeti es geçer. Herkes kendi anladığını anlar, herkes mutlu çıkar toplantıdan. Ta ki yıl sonunda kimsenin ne yaptığı belli olmayana kadar.
Ölçülemeyen Hedefin Görünmez Faturası
Bir dilek listesinin bedeli yıl boyunca görünmez, sadece sonunda ortaya çıkar. Ama o bedel, yıl içinde her gün sessizce birikir.
Önceliklendirme imkânsızlaşır. Hedefiniz ölçülemez olduğunda, hangi işin önce yapılacağına karar veremezsiniz. Çünkü "pazar lideri olmak"a hangi işin daha çok katkı sağladığını ölçemezsiniz. Sonuç olarak ekip her şeyi aynı anda yapmaya çalışır, yani hiçbir şeyi tam yapamaz. Net olmayan bir hedef, dağılmış bir çaba üretir.
Sorumluluk buharlaşır. Ölçülemeyen bir hedefte kimsenin tam olarak neyden sorumlu olduğu belli değildir. "Müşteri memnuniyetini artırmak" herkesin işidir, yani kimsenin işi değildir. Bir hedef ölçülebilir bir rakama bağlanmadığında, o rakamı kimin tutturacağı da belirsiz kalır. Ve sahipsiz hedef, peşinden koşulmayan hedeftir.
Yıl sonunda dürüst bir muhasebe yapılamaz. En ağır fatura budur. Ölçülebilir hedefler koymadıysanız, yıl sonunda neyi başardığınızı, neyi başaramadığınızı, hangi stratejinin işe yarayıp hangisinin çuvalladığını öğrenemezsiniz. Yani bir sonraki yıl için ders çıkaramazsınız. Aynı belirsizlikle yeni bir dilek listesi yapar, aynı döngüyü tekrarlarsınız. Ölçmeyen şirket, öğrenemeyen şirkettir.
Dileği Hedefe Çevirin
Bir dilek listesini gerçek bir stratejiye dönüştürmek mümkündür ve göründüğünden basittir. Üç adımı vardır.
Birincisi, her hedefe bir rakam ve bir tarih iliştirin. Şirketinizdeki her hedefi tek tek alın ve şu iki soruyu sorun: "Bunu hangi sayıyla ölçeceğiz?" ve "Hangi tarihe kadar?" Eğer bir hedef bu iki soruya cevap veremiyorsa, o hedef değildir, dilektir. "Daha iyi olacağız" cümlesini, "şu metriği, şu rakamdan şu rakama, şu tarihe kadar taşıyacağız" cümlesine çevirin. Rakam ve tarih içermeyen hiçbir cümle, hedef listenizde yer almasın.
İkincisi, her hedefe tek bir sahip atayın. Ölçülebilir bir hedef bile, sahibi olmadığında havada kalır. Her rakamın arkasında, o rakamı tutturmaktan kişisel olarak sorumlu tek bir isim olmalı. "Ekip sorumlu" demek, kimse sorumlu değil demektir. Sorumluluk paylaşıldıkça erir; tek bir kişide toplandıkça keskinleşir. Her hedefin yanında bir rakam, bir tarih ve bir isim olsun.
Üçüncüsü, ara durakları ölçün, yıl sonunu beklemeyin. Bir hedefi yıl sonunda ilk kez ölçerseniz, düzeltmek için çok geç kalmışsınız demektir. Her hedefi çeyreklere, hatta aylara bölün ve yol boyunca ölçün. Yüzde on sekiz büyüme hedefiniz varsa, ilk çeyrek sonunda nerede olmanız gerektiğini bilin. Sapma varsa erken görün, erken müdahale edin. Yıl sonunda ölçülen hedef bir karnedir; yol boyunca ölçülen hedef bir pusuladır. Karne sizi yargılar, pusula sizi yönlendirir.
Ölçemediğiniz Şeyi Yönetemezsiniz
Bir hedefin güzel kulağa gelmesi, onu hedef yapmaz. Salonu alkışlatması, onu strateji yapmaz. Bir cümleyi hedefe dönüştüren tek şey, yıl sonunda size dürüst bir evet ya da hayır verebilme kapasitesidir. Bu kapasiteyi taşımayan her hedef, ne kadar parlak olursa olsun, bir dilekten ibarettir. Ve dilekler, şirketleri değil, ancak yıldız kaymalarını ilgilendirir.
Bu yüzden bir sonraki hedef listenize baktığınızda, her satırı tek bir testten geçirin: Bunu bir sayıyla ölçebiliyor muyum? Cevap "hayır" ise, o satırı silin ya da düzeltin. Çünkü ölçemediğiniz bir hedefin peşinden bütün bir yıl koşmak, en pahalı zaman israfıdır.
Son soru şu, ve bu sefer cevabını yıl sonuna bırakmayın: Şu an elinizdeki hedeflerden kaç tanesi, gerçekten bir sayıyla ölçülebilir bir sözleşme? Kaç tanesi ise sadece, alkış alan ama hesap vermeyen güzel bir dilek?
Check-List: Hedef mi Koydunuz, Dilek mi Tuttunuz?
Aşağıdaki maddelerden üçü veya daha fazlası size tanıdık geliyorsa, elinizde bir strateji değil, bir dilek listesi var demektir.
1. Hedefleriniz "lider olmak", "en iyi olmak", "mükemmelleşmek" gibi rakamsız cümlelerden oluşuyor.
2. Yıl sonunda bir hedefe bakıp net bir "başardık" ya da "başaramadık" diyemiyorsunuz.
3. Hedeflerin yanında ölçülebilir bir sayı yok; sadece güzel bir niyet var.
4. Hedeflerin bir bitiş tarihi yok; "bir ara", "bu yıl içinde" gibi belirsiz zamanlara bağlı.
5. Bir hedefin kimden sorumlu olduğu belli değil; "hepimizin işi" deniyor.
6. Hedefleri yıl boyunca hiç ölçmüyorsunuz, ilk kez yıl sonunda bakıyorsunuz.
7. Toplantı çıkışında herkes mutlu ama herkesin aklında farklı bir hedef tanımı var.
8. Hangi işin hedefe daha çok katkı sağladığını ölçemediğiniz için önceliklendirme yapamıyorsunuz.
9. Geçen yılın hedeflerinin gerçekten tutup tutmadığını bugün net olarak söyleyemiyorsunuz.
10. Her yıl benzer dileklerle başlıyor, benzer belirsizlikle bitiriyorsunuz; bir türlü ders çıkmıyor.
Bu, dört haftalık serinin son yazısıydı. Pipeline yalanından başladık, organizasyonel ataletten geçtik, stratejinin sahaya inememesini konuştuk ve bugün dilek listelerinde bitirdik. Dördünün ortak bir cevabı var aslında: Net teşhis, dürüst rakam, ve kimsenin arkasına saklanamayacağı bir sorumluluk.
Seri burada bitiyor ama biz bitmiyoruz. Önümüzdeki Pazar saat 10.00'da yeni bir konuyla, aynı keskinlikle yine buradayız.
Görüşmek üzere. Saat 10.00'da, her zamanki yerde.